Musahiplik Bektaşîliğin Çelebiler koluyla, Ocakzadeler ve tahtacılarda bulunur. Her Alevî çifti, bir musahip tutmak zorundadır. Bu dört kişilik, iki aile, Alevî topluluğunun çekirdeğini teşkil etmekte olup, birbirlerine kardeş sayılırlar. Buna «âhiret kardeşliği» de denir. Dolayısıyla bu hem dünyâ hem âhiret kardeşliğidir. Aleviler arasında, kardeş çocukları evlenebildiği halde, birbirine musahip olanların çocuklarının evlenmemesi, musahip kardeşliğinin ne derece ileri ve köklü olduğunu gösterir. Musahiplerden, bir kadın ve diğer taraftan bir erkek ölse, hayatta kalan kadınla erkek evlenemez.
Musahip olan erkeklere «kardeş», kadınlara «bacı» denir. Namus ve mal-mülkleri hariç, hemen her şeyleri ortak sayılır. Biri iflâs etse, hayvanları ölse, ürünü zarar görse, musahibi derhal imdadına yetişir. Gücüne göre, ona mal, mülk verir, para sağlar, yiyecek sağlar. Bunu severek ve töreye dayanan bir iş, bir hizmet olarak yerine getirir.
Birbirlerinin gidişini, çocuklarının ahvalini kontrol ederler. Gençlerin kötü yollara sapmaması için, erkândan, yoldan ayrılmaması için göz kulak olurlar. Birbirlerine destektirler; acıları, tasaları, sevinçleri birlikte paylaşırlar. Birbiriyle kaynaşan, anlaşan iki aile, musahip olmak, erkâna girmek, görülmek için rehber vasıtası ile ‘dede’ye müracaat ederler. Dede tarafından, yolu, erkânı bilen, sayılıp sevilen köylüler arasından, köylülerin teklifi üzerine seçilen ‘rehber’e, «Dikme», «Yol-eri», «mürebbi», «baba» adı da verilir. Dede gelmemişse, ‘cem’leri o idare eder. Musahip olacaklar, kurban keserler.