Kategoriler

Hallâc-ı Mansûr

Hallâc-ı Mansûr’un tam adı Ebu’l-Muğis Hüseyn b. Mansur el-Hallâc el-Beyzavîdir. Hallâc, bu günkü İran sınırları içinde, Beyza’ya yakın Tur denilen yerde h. 244, m. 857 senesinde dünyâya geldi. Hallac’ın Balhârislerin azadlılarından biri olması muhtemeldir. Büyük babasının ismi Mahammâ’dır. Anne tarafından soyu, peygamberin sahabesi Abu Ayyüb’un (ana tarafından) nesline dayandığı için Ensâri olarak da anılmaktadır. Hallac Vâsit’ta, Tustar’de ve siyahi kölelerin Zenc îsyânı sebebinden karışıklığa uğrayan Basra’da bulundu ve Arap şehir muhiti içinde yetişti. Basra’da Benî Mucâşi’nin (Tamim kabilesinden) azadlılarından itibarlı bir aileye mensup Ummü’l-Hüseyn Karnaba ile evlendi. Pek genç yaşında sufîlerden Sehl et-Tusterî (Sâlimiye grubunun kurucusudur) ile ‘Amr Mekki’nin (Cidde kadısı iken ölmüştür) yanlarında kendisini tasavvufa verdi. Pek sıkı ve şiddetli bir riyâzet ve itikâf hayatına kapandı ki, bu hayat tarzı, bir müddet sonra, vaaz ve irşâd seyahatleri ile, fasılalara uğramıştır. Üç defa Mekke’ye hacca gitti (Kudüs’e de gitmiştir) ve bu arada, sûfî hırkasından vaz geçerek, Ahvâz’da İsfahan’da Kum’da ve Horasan eyâletinde halka Allah sevgisini vaaz etmeğe koyuldu. Türk askerî kumandanlardan büyük yardımlar görerek, İslâm devlet sınırlarındaki kalelere, hatta daha uzaklara, Keşmir’deki putperest Hindûları ve Maçin’deki Türkleri Müslüman etmek için, Hoten ve Turfan’a kadar seyahatler yaptı.

Üçüncü haccı sırasında, 288’de, ‘Arafat’da vakfede iken, kendisinin aşağılanmasını ve nefsine azâp olunmasını halktan alenen talep etti. Halife Mu’taîd’in ölümünden evvel, Bağdad’a giderek, şehir sokak ve pazarlarında şerîat ahkâmına göre, hacda kesilen hayvanlar gibi kurban edilerek, bütün Müslümanlar uğruna can vermek istediğini bağıra bağıra haykırdı. Bağdat’a yerleşti. “Allah benim kanımı sizlere helâl etti, beni katlettiniz; beni öldürmek Müslümanlara farz olmuştur. Şimdi beni katlederek hakikî bir din mücâhidi gibi hareket ediniz. Allah yolunun hakikî mücâhidleri olunuz ki, ben de şehid olarak öleyim” diye bağırdı.

Hayatını feda etmek pahasına gerçekleştirdiği bu talebi, onu hem Zâhiriye kadısı ibn Dâvud’un hem Şii- Batınî Navbaht hizbinin ve hem de Mutezile kelâm alimi Abu Ali Cubbal’ın şiddetli düşmanlıklarına mârûz bıraktı. Ancak bu çıkışı ona (Şâfi kadısı İbn Surayc gibi) müdâfîler, hattâ devlet me’murları, askerler arasından Hüseyn b. Hamdan ve hükümete karşı Hanbelî kıyâmının mürettibi İbn al-Mutazz (296:908) gibi tarafdarlar da kazandırdı. Hallâc nibâyet 913’te tutuklandı. Kadı ibn Surayc’in desteği ve Hallâc’ın eski hâmisi vüzeradan Hamd Kunnaî’nin şefaati ile siyâset meydanında üç defa teşhir edildikten sonra, hapse konulmasını kâfi görüldü. Hapiste sekiz sene kaldı. Burada kitaplar yazdı. Hallâc, Avarci tarafından mahkemeye verildi. Söylediği sözler tahrif edildi ve onun sözlerinden Karmatîlerin Hicaz’daki isyanlar neticesinde Kâbe’ nin tahribi ve haccın ilgâsı mânası çıkarıldı. (Massignon, L., Hallac mad., İA)

Bu arada Hallâc’ın idamına sebep olan konu üzerinde ‘manevi hacc’ gibi bir başka varyantı da zikretmek gerekmektedir. Orada şu ifadeler vardır: Hallâc’ın Karmati dâîliği ithamıyla sorgulanıp yargılanması sırasında, kendisine ait’ manevî haccdan söz eden küçük bir defter ele geçer. “Bir insan şer’i hac yapmak isterse, evinin bir odasına yerleşir. Belirli şartlarla oraya bir mihrap yapar, orada temizlenir (gusl), ihramını giyer, şunları söyler, şunları yapar böylece namaz kılar, Kur’an’ın şu suresini ezbere okur ve bu odanın etrafında tavaf yapar, orada şu şekilde tesbihler yapar. Bütün bunları yapan, Mescid-i Haram’da Ka’be’yi tavaf etmiş gibi olur” demiştir. Kadılar tarafından bu husus kendisine sorulduğu zaman, Hallâc inkâr etmedi. Ancak kendisinin bir nasihatte bulunduğunu, bir mecburiyet getirmediğini ve işittiği bir hadisi naklettiğini belirtti. Birinci kadı Ebu Ömer, Hallâc’ı zındıklıkla suçlayarak idamına karar verdi. İkinci kadı, İbn Mücahid’in halefi İbn Buhlul, “eğer bu, bir hadisin nakledilmesi ise Hallâc’a bunu tasvib edip etmediğini sormak gerekir. Belki tevbe edip vaz geçer”, diye karar verdi. Ancak Vezir Hamid, Ebu Ömer’in fetvâsını kâfi görerek İbn Buhlul’un olmamasından yararlanarak fetvâyı onaylamıştır. Zabıt katibinin oğlu İbn Zenci’nin hikâyesi şöyle: “Her gün Hallâc’ın müridlerinin evinde bulunan defter parçaları vezir Hamid’e getiriliyordu. Defterler onun önüne konuluyor, o da okuması için babama veriyordu. Hep böyle yapılıyordu. Bir gün babam, kadılardan Ebu Ömer ve İbn el-Uşramı’nin huzurunda Hallâc’ın risalelerinden birini okudu. Orada Hallâc şöyle diyordu: Şer’i haccı yapmak isteyen bir kimse, buna imkân bulamıyorsa evinde kapalı bir oda bulur. Her tarafı temizler ve hiç kimse girmez. Orada Beyt-i Haram’da yapar gibi tavaf yapar. Mekke’de yapılan dua ve ibadetleri de yapar. Mesela, 30 öksüz toplar, onları giydirir. Onlar yemeği yiyip ellerini yıkayınca, onlara birer gömlek ve yedi dirhem verir. İşte bu, ona hac sevabı kazandırır demektedir.

Hallac’ın idamı işkenceyle gerçekleşmiştir. İdamı izlemek için kalabalık bir halk toplanmıştı. Halkın seyrederken “Allahuekber” diye bağırdığı anlatılmaktadır.

Kaynaklar ve bibliyografya

Resim Kaynağı:https://de.wikipedia.org/wiki/Al-Hall%C4%81dsch

Ahmet Yılmaz Soyyer, Hünkâr Ansiklopedik Bektaşîlik Sözlüğü, Post Yayın, 1. Baskı, Istanbul, 2019 S. 203-205

Makaleyi beğendiniz mi?
Gönderiyi paylaş
Tarihinde güncellendi 20. Aralık 2024

Feedback

Ihre Meinung ist uns wichtig! Nutzen Sie unser Feedback-Formular, um uns Ihre Gedanken und Anregungen mitzuteilen.

Geri bildirim

Görüşleriniz bizim için önemli! Düşüncelerinizi ve önerilerinizi bize bildirmek için geri bildirim formumuzu kullanın.

Konu isteği

Alevilikle ilgili hangi konuların ilginizi çektiğini bize bildirin. Konu önerileri için formumuzu kullanın!