Muâvîye, öleceğini anladığında, Hicri 56 / 676 senesinde oğlu Yezid’e biat edilmesini istedi. Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve Müslümanların anlayışlarına uygun değildi. Ayrıca Yezid de serbest hareketlerinden dolayı fasık sayılıyordu ve böyle bir kişinin halifeliğe adaylığını kabul etmek o günün toplumu açısından mümkün değildi. Pek çok kişi bunu kabul etmediler.
Yezid, her ne pahasına olursa olsun, o zamana kadar kendisine biat etmemiş olanları biat ettirilmesini emretti. Al-Velid, evvelâ İmam Hüseyin ile Abdullah ibn al-Zübeyr’i çağırıp, Muâviye’nin ölüm haberi yayılmadan, onları biate zorlamak etmek istedi. Fakat Hüseyin kendisi gibi bir adamın gizlice bi’at edemeyeceğini ve kararını ertesi gün halkın önünde bildireceğini anlattı. Yanlarında bulunan Mervan onun tutuklanmasını istedi ama al-Velid razı olmadı. İmam Hüseyin o gece, bütün aile efradını yanına alıp, Mekke’ ye gitti. Sadece kardeşi Muhammed b. el-Hanifiye onunla beraber gitmeğe razı olmadı; çocuklarını da yollamadığı gibi, ona ihtiyatlı hareket etmesini tavsiye etti.
Kûfe halkı Hüseyin Yezid’e bi’at etmekten kaçındığını ve Mekke’ye geldiğini haber alınca, ona davet mektupları yağdırdılar ve elçiler gönderdiler. Hüseyin, vaziyeti yerinde tetkik etmek üzere, amcasının oğlu Müslim b. Akil’i, elçiler ile beraber, Kûfe’ye gönderdi. Kûfe’ye gelince, tarafdarlarından İbn Avsaca adlı bîrinin evine indi ve İmam Hüseyin nâmına bi’at almağa başladı. 18000 kişi Akil vesilesiyle İmam Hüseyin’e bi’at etti.
Bu arada Yezid’in adamları Kufe şehrindeki durumu ona bildirmişlerdi. Yezid, kendisine şahsen kızgın olmasına rağmen, Basra valisi ‘Ubeydullah b. Ziyâd’ı Kûfe’nin de valisi tâyin etti ve Müslim b. Akil’i ele geçirerek öldürmesini emretti. ‘Ubeydullah derhâl Kûfe’ye geldi. Bunu haber alan Müslim yerini değiştirip, daha nüfuzlu olan Hâni, b. Urva el-Muradi’nin evine geldi ve faaliyetine kendisini istemeyerek kabul eden Hani’nin evinden devam etti. Fakat ‘Ubeydullah, çok geçmeden, onun yerini buldu ve Hâni’yi çağırarak, Müslim’i kendisine teslim etmesini istedi; kabul etmeyince tutukladı. Müslim bunu anlayınca, halkı isyana çağırdı ve ‘Ubeydullah’ı muhasara altına aldı. Fakat valinin yanında bulunan Kûfe eşrafının nasihat ve tehditleri üzerine, isyan edenler dağılmağa başladı ve akşam namazından sonra, Müslim’in yanında 10 kişi bile kalmamış idi. Geceleyin ise, tamimiyle yalnız kaldı ve bir kadının evine iltica etti. Ertesi gün Müslim yakalanıp, başı kesildi ve cesedi kasırdan aşağı atıldı. Ancak daha evvel, Muhammed b. Aş’as bu vaziyeti Hüseyin’e bildirmeği ona vaat etmişti (8 veya 9 zilhicce 60 — 9 veya 10 Eylül 680). Diğer taraftan Hüseyin, Müslim’den aldığı haberlere güvenerek ve Mekke’de kalırsa Yezid’in kendisini öldürtmek istediğini anladığından, Kûfe’ye harekete karar verdi. Bu fikrini bildirdiği şahıslardan îbn ‘Abbâs, Kûfelîlere itimat edilemeyeceğini ileri sürüp, babası ile kardeşinin başına gelenleri hatırlatarak, onu vazgeçirmeğe çalıştı; hiç olmazsa Müslim’in orada bilfiil idareyi eline almasını ve ondan sonra hareket etmesini veyahut daha ihtiyatlı olarak, kuvvetli kaleleri bulunan ve halkı kendisine taraftar olan Yemen’e gitmesini tavsiye etti.
Fakat Hüseyin onun bu tavsiyelerini dinlemedi. Yezid’in halifeliğini tanımamış olan Abdullah îbnü’z-Zubayr ise, Hicaz’daki hareketlerinde bağımsız kalmak istediği için, ona derhâl hareket etmesini söyledi. “benim bu kadar taraftarım olsa idi hiç durmazdım” diyordu; sonra onu herhangi bir şeyden şüphe etmemesini te’min için, istediği takdirde kendisi için Hicaz’da bir hareket hazırlayacağını ve kendisine bi’at edeceğini ilâve ediyordu. Hüseyin, onun niyetini bilmesine ve maksadını anlamasına rağmen, kararından vazgeçmedi. Bunun üzerine İbn Abbâs yalnız başına hareket etmesini tavsiye etti. Fakat İmam Hüseyin onu da dinlemeyerek, hac ibadetini tamamladıktan sonra, kadın ve çocuklar dâhil, bütün aile efradıyla birlikte Kûfe’ye doğru yola koyuldu. Yeni tayin edilmiş olan Medine valisi bunu geç haber aldığından, Hüseyin’i geri çeviremedi. Mekke’de Peygamberi, torununun giriştiği hareketlerin doğurabileceği feci neticeler herkesi endişeye düşürüyordu. Bilhassa aile efradıyla birlikte gitmesi üzerine, Abdullah b. Cafar b. Ebi Talib, ailenin sönmesinden korktuğundan, Amr b. Sa’id’e gidip, ondan aman aldı ve İmam Hüseyin’in itimat etmesi için, valinin kardeşi Yahya b. Sa’id ile götürdü. Fakat Hüseyin rüyasında Peygamberi gördüğünü ve başladığı iş ister lehinde ister aleyhinde olsun, dönmeyeceğini bildirdi. Tam bu sıralarda, Muslîm Kûfe’de şehit edilmişti.
Yolda, meşhur şâir Farazdak ile karşılaştı. Vaziyeti ona sorunca, şâir: “Halkın kalbi seninle, fakat kılıçları Beni Umeyye iledir, kaza ise gökten inecektir” demiştir. Daha sonra Benî Esed’den iki bedevî ile karşılaştı. Onlar da halkın fikirlerinden dönmüş olduğunu, Müslim’in öldürüldüğünü anlattılar. Bunun üzerine İmam Hüseyin dönmeğe karar verdi fakat Müslim’in kardeşleri intikam almak veya ölmek istediklerinden, dönmeğe razı olmadılar. O zaman Hüseyin, yanında bulunanlara ve iltihak etmiş olanlara, kendisini terk edebileceklerini bildirdi. Onlar da kendisinden ayrıldılar ve yalnız aile efradı ve pek az taraftarı ile beraber yoluna devam etti. Bir müddet sonra, Übeydullah b. Ziyâd tarafından çıkarılmış devriye ile karşılaştı. El-Hürr b. Yezid kumandası altında olan bu 100 kişilik kuvvet onu uzaktan takip ediyor, ancak ne Kûfe’ ye gitmesine, ne de geri dönmesine müsaade ediyordu. Bunun için ve galiba açık bir gayesi olmadan şimale doğru yürümeğe devam etti. El-Hürr de vaziyeti ‘Ubeydullah’a bildirdi.
Hüseyin, Ninavâ (Kerbelâ’nın dâhil bulunduğu mıntaka)’ya gelip, konduğu zaman, Ubeydullah’tan cevap geldi; el-Hürr’e Hüseyin’in sarp veya müstahkem yerlere sığınmasına mâni olmasını ve Fırat ile irtibatını kesmesini emrediyordu. ‘Ubeydullah, bu sırada, isyan etmiş olan Deylemlileri cezalandırmak üzere, 4.000 kişilik bir ordu hazırlamış ve ‘Ömer b. Sad b. Abı Vakkâs’ı Rey valisi tâyin ederek, bu ordunun başına geçirmiş idi. El-Hürr b. Yezid’den haber gelince, hemen ‘Ömer b. Sa’d’a, ordusu ile, Hüseyin’in üzerine yürümesini ve ilk önce bu işi halletmesini emretti. ‘Ömer b. Sa’d, bu vazifeyi kabûlden kaçınınca Ubeydullah ona evini yakacağını ve Irak’taki arazisini müsadere edeceğini söyledi. Bunu, üzerine Ömer emri kabul ettiğini bildirdi ve ordusu ile Hüseyin’in üzerine yürüdü. Onlar yaklaşınca. Hüseyin yine yanındakilere, gece olunca, dağılıp, kaçmalarını tavsiye etti. Fakat kardeşi Abbas, oğlu ‘Ali ve ‘Akil’in oğulları bu teklifi reddettiler; hayatlarını kurtarmak için, kendisini terk etmek alçaklığını hiçbir zaman yapmayacaklarını bildirdiler.
Ömer b. Sa’d, ordusu ile gelince, Hüseyin onlara hitap ederek, kendi dâvetleri üzerine geldiğini ve istemediklerine göre, dönmesine müsaade edilmesini istedi. Fakat kimse bu sözleri dinlemiyordu.
Ubeydullah da 1, 500 süvariyi nehre yolladı ve Hüseyin’in su ile irtibatını kesti. Sonra birkaç defa ordu içinde Hüseyin ile baş başa konuştular. 9 Muharrem’de Hüseyin yanındakilere kendisini terk etmelerini ve kendilerine izin verdiğini tekrar söyledi ve onlar, yine mertçe ve pervasızca bunu reddettiler.
Ertesi gün, 10 muharrem cuma günü, Hüseyin çadırların arka tarafına bir çukur kazdırmış ve yalnız bir cephede muharebe yapmak için, bunun içine odunlar doldurarak onları ateşlemiş idi. 23 süvari ve 40 piyadeden ibret olan kuvvetlerinin sağ tarafına Zuhayr b. al-Kaya ve sol cenâhına Habib b. Muzâhir’i kumandan tayin etti. Hüseyin atının üzerinde orduya yaklaştı, son defa olarak, onlara hitap etmek istiyordu. “Peygamberimizin kızının oğlu, vâsisinin oğlu, amcasının oğlu ben değil miyim? Şehitlerin efendisi Hamza babamın amcası değil midir? Şehit Cafarü’t-Tayyâr amcam değil midir? Tanrı elçisinin benim için ve kardeşim için cennet halkı çocuklarının seyyidleridir ve sünnet ehlinin göz bebekleridir, şikârlarıdır, dediğini duymadınız mı? dedi. Fakat Şamir ona ok attı ve sözleri tamimiyle etkisiz kaldı. Yalnız işin bu dereceye varacağını hesap etmemiş olan el-Hürr b. Yezid, pişman olup. Hüseyin’in tarafına geçti. Bu arada Ömer b. Sa’d, sancağı ile gelip, bir ok attı ve herkesi buna şahit tuttu. Sonra da askerler ok atmağa başladılar.
Bir aralık Şamir, Hüseyin’in çadırını yakmak istemiş ise de Şabaş b. Rib’i buna mâni olmuştur, öğleden sonra Hüseyin’in adamları, çok azalmış olduklarını gördüklerinden, onun etrafında toplandılar ve onun önünde öldüler. Yalnız al-Zab hâk b. ‘Abd Allah al-Mişraki, Hüseyin’den izin alarak, kaçıp kurtuldu. Muharebenin sonlarına doğru bizzat Hüseyin de savaşa katıldı. Üzerinde güzel bir cübbe vardı, sarığını sarınmış idi. Yaya olarak, süvari gibi ve cesaret ile muharebe ediyor, fırsatları kaçırmıyordu. Şamîr bir defa yine adamlarını hücuma sevk etti, her taraftan hücum edildi Zur’a b. Şarik, İmamHüseyin’in sağ eline ve omuzuna kılıç ile vurdu. Düşüp kalkarken, Sinân b. Anasü’n-Nehaî ona harbe sapladı. Sonra atından inip, başını ve saçlarını kesti; orada bulunanlar da ölüsünü soyup, her şeyini aldılar, o zaman İmam Hüseyin’in vücudunda 33 mızrak ve ok, 34 kılıç yarası var idi. Sonra çadırlar ve kadınlar yağma edildi; hasta ve yatakta olan ‘Ali b. al-Hüseyin de öldürülmek istendi, fakat Ömer b. Sa’d ve başkaları mâni oldular ve çadır ve kadınlardan alınan eşyalar iade ettirildi. İmam Hüseyin’in tarafında 72 kişi şehit olmuştu. Yezit’in ordusunda ise 88 ölü vardı.
Hüseyin’in kesilmiş başı Kûfe’ye getirildiği zaman, Ubeydullah elindeki asası ile Hüseyin’in dudaklarına vurdu. Orada bulunanlardan biri dayanamayıp, asasını çekmesini, çünkü Peygamberin dudağının, öpmek üzere, bu dudağa çok temas ettiğini gördüğünü söyledi. Ubeydullah ayrıca Hüseyin’in esir edilmiş kız kardeşi ve kızları ile alay etmek istemiş idi.
KERBELÂ MERSİYYESİ
Etmeyüb Şâh-ı Peygamberden hayâ Hakk’dan hazer
Kûfiyân-ı bî-vefâlar nakz-ı ahd etmiş meğer
Kurretü’l-ayn-ı Resûl’ü eylemişler derbeder
Var ise gel hâtır-ı Şâh-ı Resulullah eğer
Ey sabâ ver Kerbelâ deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutf et Hüseyin İbn-i Alî’den bir haber
Peygamberlerin şahından utanmayan Allah’dan çekinmeyen
Vefasız Kûfeliler sözlerinden dönmüşler
Peygamberin göz bebeğini perişan etmişler
Peygamberlerin şahının bir hatırı varsa
Ey saba rüzgârı Kerbelâ çölünde dolaş
Ali’nin oğlu Hüseyin’den bize haber ver
Teşnegâne kıl nazar bir katre su bulmuş mudur
Gülsitân-ı Ahmed-i Muhtâr’ı gör solmuş mudur
Kerbelâ toprağı hep alkan ile dolmuş mudur
Bul Hüseyn-i Kerbelâ’yı bak şehîd olmuş mudur
Ey sabâ ver Kerbelâ deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutf et Hüseyin İbn-i Alî’den bir haber
Susuz kalanlara bak bir katre su buldular mı?
Hz. Muhammed’in gül bahçesi solmuş mudur
Hz. Hüseyin’i bul bak şehid olmuş mudur
Ey saba rüzgârı Kerbelâ çölünde dolaş
Ali’nin oğlu Hüseyin’den bize haber ver
Bir haber yok mu Harâbî Şâh’dan hasretdeyiz
Ağlayub şâm u seher kim duzah-ı firkatdeyiz
Hâtır-ı nâ-şad etme pür hüzn [ü] keder uzletdeyiz
Biz harâbız mâtem-i cânsuz ile mihnetdeyiz
Ey sabâ ver Kerbelâ deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutf et Hüseyin İbn-i Alî’den bir haber
Harabî, bir haber yok mu Şah’ı özlüyoruz
Sabah akşam ağlayıp ayrılık cehennemindeyiz
Hatrımızı mutsuz kılma hüzün ve kederle sıkıntıdayız
Ey saba rüzgârı Kerbelâ çölünde dolaş
Ali’nin oğlu Hüseyin’den bize haber ver
Edîb Harâbî