Alevilerin en önde gelen dini önderlerinden olan Şah İsmail, devlet adamlığının yanı sıra edebi kişiliği ile de şöhret bulmuştur. Azerbaycan Türkleri ve Kızılbaş/Aleviler arasında sevilen ve saygı duyulan bir isimdir. Şah İsmail baba tarafından Safeviyye Tarikatının kurucusu Şeyh Safiyüddin Erdebili’nin altıncı göbekten torunudur. Temmuz 1487’de Erdebil’de dünyaya gelmiştir. Babası Safeviyye tarikatının altıncı şeyhi Şeyh Haydar’dır. Aleviler arasında soyunun Hz. Muhammed’e kadar ulaştığına inanılmaktadır. Annesi Akkoyunlu Devleti hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Begüm’dür. Babası Şeyh Haydar, Şah İsmail 1 yaşına girmek üzereyken, Temmuz 1488’de Akkoyunlu Hükümdarı Sultan Yakup tarafından gönderilen orduyla yapılan savaşta öldürülmüştür. Sultan Yakup, Şeyh Haydar’ın öldürülmesiyle yetinmeyip, yeğenleri Sultan İbrahim, Sultan Hoca Ali ve İsmail’i tutuklatarak anneleri Alemşah Begüm’le birlikte İstahr kalesine hapsettirmiştir. Sultan Yakub’un 1491’de ölmesiyle birlikte Akkoyunlu devletinde ortaya çıkan taht kavgaları, 1493’te 6 yaşında olan İsmail ve kardeşlerinin hapisten çıkmasına vesile olmuştur. Fakat bu özgürlük fazla sürmemiştir. Rüstem Bey Akkoyunlu devletinde idareyi kontrolü altına alınca Şeyh Haydar’dan sonra tarikatın başına geçen Sultan Hoca Ali’yi öldürtmüştür. Ancak Sultan Hoca Ali, ölümünden kısa bir süre önce tacını kardeşi İsmail’in başına geçirerek, kendisinden sonraki şeyhin İsmail olduğunu müritlerine ilan etmiştir.
Safevi Tarikatı müritleri, Şeyh Haydar ve Sultan Hoca Ali’den sonra Şeyh İsmail’in de başına bir şey gelir korkusuyla onu köşe bucak saklamaya başlamışlardır. Hatta İsmail’in nerede olduğunu annesi Alemşah Begüm’den bile gizlediklerinden söz edilmektedir. Henüz çocuk yaşta olan İsmail, müritleri tarafından 1494’te Gilan Eyaletindeki Lahican’a götürülmüştür. Burada yaklaşık 6 sene kalan Şah İsmail, Gilan Valisi Karkiya Mirza Ali himayesinde Şemsettin Lahici (Geylani) den dersler almıştır. Ayrıca Kızılbaş beyler de savaş ve döğüş teknikleri hususunda İsmail’i desteklemişlerdir. Rüstem Bey’in ölümü üzerine Akkoyunlular kendi içinde çatışmaya başlayınca, bu durumu fırsata çevirmek isteyen Kızılbaş beyleri Şeyh İsmail ile de istişare ederek onun artık ortaya çıkma vaktinin geldiğine karar vermişlerdir. Beraberindeki Kızılbaş beyleriyle birlikte Erdebil’e gelen Şeyh İsmail, bir süre burada kaldıktan sonra askeri gücünü artırmak için Erzincan istikametine gitmiş ve yaklaşık 7.000 kişilik bir askeri güce ulaşmıştır. İlk olarak 1500 yılında Şirvanşahlar’ın üzerine yürüyen Şeyh İsmail önderliğindeki Safevi ordusu onları mağlup ettikten sonra 1502’de Akkoyunlular üzerine yürümüş ve Tebriz’i alarak Şahlığını ilan etmiştir. Çok geçmeden hakimiyet sahasını genişleten Şah İsmail, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin büyük bir bölümünü topraklarına katarak Osmanlı egemenliğini önemli ölçüde sarsarak Anadolu’daki Türkmenlerin kendisine meyletmesini sağlamıştır.
O sırada Trabzon’da bulunan ve Şah İsmail’in faaliyetlerinden rahatsızlık duyan Yavuz Sultan Selim babası II. Beyazıt’ın yerine Osmanlı tahtına geçince, Osmanlıların Anadolu’da sarsılan itibarını yeniden kazanmak adına savaş hazırlıklarına girişmiştir. O tarihe kadar girmiş olduğu bütün savaşları kazanan Şah İsmail komutasındaki Safevi kuvvetleriyle Osmanlı Ordusu 23 Ağustos 1514’te Çaldıran ovasında karşı karşıya geldi. Binlerce Müslüman Türkün öldüğü savaşı Yavuz Sultan Selim yönetimindeki Osmanlılar kazandı. Savaştan sağ kurtulan Şah İsmail o tarihten sonra sakin bir hayat sürerek Mayıs/Haziran 1524’te Tebriz’de vefat etti ve cenazesi Erdebil’de toprağa verildi.